brokoli helvası

Demo for new design. 😉 #goldfish #fish #aquarium #new #york #city #nyc #statue #of #liberty #design

Demo for new design. 😉 #goldfish #fish #aquarium #new #york #city #nyc #statue #of #liberty #design

3 months ago | Permalink
TAGS . city . of . fish . liberty . design . aquarium . statue . nyc . goldfish . new . york .
"Az evvel ki “beraber yuruduk biz bu yollarda” sarkisi; Tayyip’in; “Gezi Parki Direnisinin BUMK Caz Korosu varsa, Akp’nin Genclik Kollari Korosu var.” deme sekliydi. Bkz. Akp grup toplantisi."
1 year ago | Permalink
#dostoyevski #gunes #goz #sungoesdownstarscomesup #theuniversewillneverbethesame #imgladyoucame #imgladyoucame

#dostoyevski #gunes #goz #sungoesdownstarscomesup #theuniversewillneverbethesame #imgladyoucame #imgladyoucame

Happy Regaips. #regaip #kandil #muslim #happy #regaips

Happy Regaips. #regaip #kandil #muslim #happy #regaips

1 year ago | 11 notes | Permalink
TAGS . muslim . kandil . regaips . regaip . happy .

Starbucks ile ilk heyecan.

 

Sonunda keyfimin doruklarına, hayallerimin en yücesine ulaşmıştım.

İşte mutlu sonun geliş hikayesi…

 

Yıllardır süre gelen kahve tutkum yavaş yavaş şekillenmeye başlamıştı. Lise boyunca sürekli marketten alınan Nescafe ve türevleri artık yerini daha farklı çeşitli markalara ve tatlara bırakıyordu. Önceleri süt tozu ve şekerle süslenen kahve, ergenliğin son demlerine doğru süt tozu ve şekerden kurtulup yerini, kulağa daha karizmatik gelen “sade kahve”ye bıraktı. Sade kahve neydi? Sade kahve; sertlik demekti, kafein demekti, uykusuzluk demekti, karizmatiklik demekti bluğ çağı dönemlerinde. Sade kahvenin anlamı ve maneviyatı çok büyüktü.

Kahve gurmesi olma yolunda ilerlerken, kantinler arasındaki kahve tatlarının farklarını keşfe dalıyordum. Yudum aldıktan sonraki fincan bırakışlarımı; “İçimi rahat ama sert biraz, yumuşak bi dokusu var içerken, oo çok leziz” gibi kulağa hoş gelen artistik cümlelerle süslüyordum. Hayalimdeki tadı filtre kahvede yakaladım. O artık bende önemli bi yere sahipti.

Gel zaman git zaman kahve muhabbetleri sürekli Starbucks’la sonlanır oldu. Oysa ki ben, daha hiç Starbucks’a gitmemenin mahalle baskısını yaşıyordum. Bazıları arkadaşlarım da ben gibiydi, anlıyordum. Ama onlar yiğitliğe bok sürmemek için “abi oranın kahvesi hiç güzel değil kremayla falan dolduruyorlar kahvenin tadını alamıyorsun” diyorlardı. Ben de bazen,  “kremalı da güzel oluyor” veya “evet yahu katılıyorum” gibi cevaplarla, aslında Starbucks hakkında hiçbir bilgi bilmediğimi sır gibi saklayarak durumdan sıyrılmaya çalışıyordum. Çünkü kahveye bu kadar düşkün biri olarak Starbucks’a gitmemiş olmamamın, beni insanlar karşısında küçük düşüreceğini, aşağılayacağını ve Starbucks’a gidenlerin artık beni sevmeyeceğini düşünüyordum. Hatta bazen kahve muhabbetlerinde uzaklara dalıp, insanların bana ağız dolusu gülüp, gülmekten arta kalan saniyelik boşluklarda “hah Starbucks’a gitmemiş, kolejin en ezik çocuğu” deyişlerinin halüsinasyonunu 3 boyutlu düzlemde görür gibi oluyordum.

Yazarın Notu: Starbucks’a dair en akıcı ve en kulağa hoş gelerek telaffuz ettiğim şey; Caffe Latte Grande idi. Bunu nereden bildiğimi hatırlamıyorum.

Öte yandan bir zamanların sosyal paylaşım sitelerinde trend haline gelen Starbucks bardağının yanında duran son model telefonların bulunduğu fotoğraflara bakıp bakıp geriliyordum. Çünkü istemsizce bazı hayallere kapılıyor, sanki Starbucks’ın girişinde “telefonunun markası ne?” diye soracaklarmış gibi bi izlenime kapılmıştım. Starbucks benim paranoyalarımda büyüdükçe büyüyordu. Oysa ki bende Nokia 6230i vardı. Belki o bardağın fotoğrafını net çekmem için 1.3 megapiksellik kamerasının önüne numaralı gözlüklerimi de koymam gerekecekti. Telefonumu bardağın yanına koyamazdım. İkisini bi arada fotoğraf çekemezdim. Kaldı ki daha Starbucks’a gitmemiştim bile.

Ha bide bir keresinde hoşlandığım olduğum kıza çiçek götürürken bütün Starbucks’ın önünden geçmiştim ve müşterileri bana bakmış, beni çok utandırmışlardı. Çünkü  “oğlum lan, sevdiği kıza elinde çiçek götürenler Starbucks’a giremez” şeklinde alaycı bi ifade vardı yüzlerinde.

           *               *              *

Ve nihayete eriş;

Naçizane gün, güneşli ve biraz serin başlamıştı. O günü biraz Amerikanvari yaşamak istiyordum. Çay, poğça, açma falan değil de, filtre kahve ve donut olsun istiyordum. Hava da kahve içmeye müsait ne terleten güneş ne de üşüten soğuk vardı. Sabahın erken saatlerinde annemi işe bıraktıktan sonra arabada yalnızlığın tadını çıkarmaya başladım. Radyoyu açmış klasik müzik esintileriyle beraber en yakın Starbucks’a doğru ilerlemeye başlamıştım.

Arabayı usulca park ettim. Starbucks oradaydı ilk defa böylesine yakınlaşmış bir şekilde birbirimizi seyre koyulmuştuk. Ne diyeceğimi bilmiyordum ama onun da heyecanlı olduğu her halinden belliydi. Kendimi toparladım. Artık onunla konuşmam gerektiğini biliyordum. Karşımda ismine ve içeriğine hakim olmadığım bir menü vardı. İstifimi bozmadan yavaşça güneş gözlüğümü çıkartıp, tecrübesizliğimi  kasanın başındaki kadına hissettirmeden; “günaydın” dedim. Kadın da, “Sadece Starbucks’a ilk defa gelenler günaydın der ufaklık sen buralarda yenisin galiba” bakışı vardı. Akabinde düşüncesinin etkisine kapılmadan “buyurun hoş geldiniz” dedi. “Filtre kahve istiyorum” diyerek söze başladım. Tonlama ve vurgumda  “aslında çok işim var ama güne Starbucks’tan  filtre kahve içmeden başlayamıyorum” havası vardı. Karşımda doğal olarak Starbucks literatürüne hakim bir kadın çalışan vardı ve bana “ne boy olsun” dedi. Ben soru sormazlar diye ummuştum ve zaman kazanmak için “Efendim?” dedim. Ne boy olsun diye yinelediğinde “her zamankinden, en büyük boy” diye yanıtladım. Yanıt verirken ki kendinden emin gülüşüm, iş görüşmelerine örnek ve diş macunu reklamlarında görülmeye değerdi.

…ve sonunda kahvemi elime almıştım. Parayı ödedikten sonra “teşekkür ederim” dedim ve yavaş yavaş Starbucks’tan kahve alan birine yakışır bi biçimde gözlüğümü taktım. Starbucks’ın görüş alanından çıktıktan sonra 5 dk’lık zaman dilimi boyunca içimde sıkışan heyecan ve sevinci dışa vurmuştum. Zıplaya zıplaya arabaya koştum ve Amerikanvari bi biçimde arabamı Brooklyn Bridge manzarasını görebileceğim bi yere çektim. Aslında Bostanlı’ya gittim, maksadım o günü Amerikanvari geçirmekti. Hafif serinlikte kahvemi yudumladım. Sevgiliyle ilk buluşma gibiydi resmen.

Ve günün sonu;

Starbucks’ta kahve içmişliğim üzerimdeydi. O gün çok dingin ve sakin geçmişti ve sanki bütün bunu Starbucks yapmıştı. Evimin kapısını açtıktan sonra anahtarımı her zamanki gibi cebime koymamış, portmantoya doğru fırlatmıştım. Bu da Starbucks sayesinde olmuştu. Küçük şeylerden mutlu olmuştum.

Teşekkürler Starbucks…

Ha bir de unutmadan Starbucks,bardağımı hala saklıyorum çünkü o bardak ilk buluşmamızdan kalan tek somut şeydi ve her sabah güne logondaki gülümsemenle başlıyorum.


 

 

1 year ago | 1 note | Permalink
1 year ago | Permalink
"

Bizi seç. Hayatı seç. Çamaşır makinesi seç, araba seç, bi kanepeye oturup ağzına berbat şeyler tıkıştırarak beyin uyuşturucu ve ruh çökertici aptal teşevizyon programları seyretmeyi seç. Bir huzur evinde üzerine sıçıp işeyerek çürümeyi, bencil ve kafayı yemiş çocukların için bir utanç kaynağı olmayı seç. Hayatını seç.

İyi de, ben hayatımı seçmemeyi seçiyorum.

"
Irvine Welsh - Trainspotting
1 year ago | 1 note | Permalink
"Gun gelecek binayla zinanin onune gecilemeyecek." -William Shakespeare.

"Gun gelecek binayla zinanin onune gecilemeyecek." -William Shakespeare.

1 year ago | 1 note | Permalink
Zurich.

Zurich.

1 year ago | Permalink
I ❤ @gamzekadioglu

I ❤ @gamzekadioglu

1 year ago | 2 notes | Permalink